Türkiye Deprem Riski Haritası ve Marmara Bölgesi Jeolojik Yapısı Bize Ne Anlatıyor?

Türkiye, Alp Himalaya dağ kuşağı adı verilen bir deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. Türkiye, bu kuşakta Akdeniz’in en tehlikeli yerlerinden biridir. Aşağıda verilen Türkiye Deprem Tehlike haritasında Türkiye’nin deprem açısından en üreten ve tehlikeli yerleri koyu renkli gösterilmiştir. Burada kızıl kahve renkli koyu kısımlar buranın tehlike derecesini göstermektedir.

Şimdi buradan Marmara’ya bir mercek tutacak olursak, Kuzey Anadolu Fayının (kısa adı KAF) Marmara Denizinin içerisinden geçmektedir. Güneyde de bir kol daha bulunmaktadır ki, o da Marmara bölgesinin güneyinden geçmektedir. Marmara içinden geçen kuzey kol üzerinde yakın gelecekte büyük bir deprem beklendiği konusunda bilim insanlarını ortak görüşü bulunmaktadır. KAF, doğuda Bingöl’ün Karlova ilçesinden başlar, Karadeniz Dağlarına paralel olarak batıya doğru İzmit Körfezine kadar devam eder; oradan da Marmara Denizi içinde Saroz Körfezine kadar giden yaklaşık 1500 kilometre uzunluğundaki bir fay zonudur. Burası Türkiye’deki fay zonları içerisinde en tehlikeli olanıdır. Çünkü 8’e yakın büyüklükte deprem oluşturma kapasitesi vardır. Bu fayın üzerinde tarihsel dönemde Erzincan dolayında 1939 yılında M7.9 büyüklüğünde çok yıkıcı bir deprem meydana gelmiştir. Bu deprem yüzeyde fay boyunca 300 kilometre uzunluğunda bir iz bırakmıştır. Bu uzunluk deprem enerjisinin hayli büyüklük olduğuna işaret etmektedir.

1939 yılında Erzincan’dan başlayarak bir dizi depremle (1942, 1943, 1944, 1951, 1957, 1967, 1999) batıya doğru devam eden bir deprem göçü Marmara Denizine kadar dayanmıştır. Bu fay zonu üzerinde en son 1999 Kocaeli ve Düzce depremleri (M7.4 ve M7.2) meydana gelmiştir. 1999 depremlerinden sonra deprem tehlikesi İzmit Körfezi’nden Marmara Denizi içerisine doğru uzanmıştır. Marmara denizinin batısında ise tarihsel dönemde 1912 yılında M7.4 büyüklüğünde Şarkköy-Mürefte Depremi meydana geldiğini biliyoruz. Bu depremde fay Marmara Denizi içinde Tekirdağ çukurluğundan Şarkköy üzerinden Saroz Körfezi içine kadar hareket yırtılmıştır. Deprem oluşturan fay zonu enerjisini boşalttığı için uzun bir süre büyük deprem oluşturamaz. Bu durumda 1912 ile 1999 depremleri arasında bir sismik boşluk bulunmaktadır. Bu boşluk Marmara Denizinin ortasındadır. Batıda 1912 yılında oluşan M7.4 büyüklüğündeki Şarkköy-Mürefte depreminde fayın doğu ucu Marmara Denizi içindeki Tekirdağ çukurluğunda sonlanmıştır ve enerjisi boşalmıştır. 1999 Kocaeli depreminde yırtılan fayın ucu ise İzmit körfezinin batısında kadar uzanmaktadır. Böylelikle Marmara’da, tarihsel dönemde meydana gelen bu iki büyük depremin ortasında, büyük olasılıkla gelecekte büyük bir deprem yaşanacaktır. Şimdi böyle bir depremin büyüklüğü tartışılmaktadır. 

Marmara Denizinin içerisinde 1200 metreye varan üç tane derin çukur bulunmaktadır. Bunlar tektonik oluşumlarla, yani bunlar fayların hareketleriyle meydana gelmiştir ve bu çukurların tam ortasından KAF geçmektedir. Tarihsel dönemde Marmara Bölgesinde M6.0 ve M7.0’den büyük depremlerin oluştuğu yerleri bir harita üzerinde kabaca gösterirsek, şöyle bir sonuç elde etmiş oluruz. Marmara bölgesinde, MS 32 ve 1894 yılları arasında 31 tane M˃7 tarihsel deprem bulunmaktadır. 1900 ve 2018 yılları arasında ise M˃7 olan 13 adet yıkıcı deprem bulunmaktadır. MS 32 ile 2018 yılı arasında geçen sürede toplam 44 adet M˃7 yıkıcı deprem yaşanmıştır. Buna göre Marmara bölgesinde yaklaşık her 45-50 yılda bir M˃7’den büyük yıkıcı bir deprem meydana gelmektedir. 1999 depremleri sonrası Marmara denizi içinde M7.0’den büyük bir depremin meydana gelme olasılığı, % 65 olup büyük bir ihtimalle 30 yıl içinde gerçekleşeceği ifade edilmiştir. Bu sürenin yaklaşık 24 yılı geçmiştir. Geriye çok az bir zaman kalmıştır, yani gerilim giderek artmaktadır. Depremin olmadığı her süre, gerilimler açısından depremin büyümesi anlamını taşımaktadır. 

İstanbul yapı stokunun altındaki zeminin jeolojik yapısını en sade ve basit haliyle açıklayacak olursa,. İstanbul’un merkezi kısmı belki de Türkiye’nin en sağlam kayaçlarından oluşmaktadır. Paleozoyik yaşlı yani 1. Zamana ait birkaç yüz milyon yılda oluşmuş sert kayalardan meydana gelmektedir. İstanbul’un diğer kısmı Avrupa yakasında deniz ile Haliç arasındaki kısımda mühendislik olarak daha hassas, depremden zarar görebilecek, diğer kayalara göre daha zayıf karakterli bir zemin yer almaktadır. Şimdiye kadar tarihte yaşanan depremlerin çoğu, sağlam kayaçların olduğu zeminin üzerindeki yapı stokunu etkilemiştir.  Günümüzde nüfus arttı, yapı stoku genişlemiştir. Yani yapı stoku artık geçmiş depremlerden daha çok zarar görebilecek, etkilenebilecek zayıf zeminler üzerinde yer almaktadır. Dolayısıyla gelecekteki depremlerin bizi geçmişten daha çok etkileyeceğini söylemek bir kehanet değildir. 

Sert kayalardan oluştuğu için sağlam zemin olarak kabul ettiğimiz Anadolu yakasında, sağlam kayaların üstünde kimyasal ve fiziksel olarak ayrışmış, çürümüş bir kısım bulunmaktadır. Bu zemin, kayaç niteliğini yitirmiş, gevşek, yumuşak bir zemindir. Bu zeminlerde inşaat yapmak deprem açısından risklidir. Bu zeminlerin yapıların inşası sırasında çok ihmal edildiğini görüyoruz. Hâlbuki o ayrışmış zemin, alüvyondan daha kötü bir zemindir. Onun kazınıp atılması, yapının sağlam zemin üzerine oturtulması, eğer ayrışan zemin çok derindeyse kazıklarla sağlam temelin üzerinde taşıtılması gerekmektedir. Ama bu maalesef böyle yapılmıyor. Yani bir yapının bir tarafı sağlama zemine dayanmışken, diğer bir tarafı çürük kısma denk geliyor ki, deprem temeldeki zeminin bu zayıflığını ve kararsızlığını affetmeyecektir. Deprem dalgaları yapı altındaki zeminin içinden geçerken farklılıklardan etkilenecek ve belki de yapının yıkılmasına neden olacaktır. 

Gelecek Marmara depremi oluştuğunda bu sarsıntıdan Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Sakarya, Düzce, Bolu, Sakarya, Kocaeli gibi pek çok il etkilenecektir. Buradaki nüfus yaklaşık 26 milyondur. Yani bu bölge Türkiye’nin yüz% 30’a yakın bir nüfusa sahip. Üstelik ulusal bütçemizi çeviren ekonomik döngünün büyük bir kısmının burada olduğunu düşünürsek, yapı stokunu ve insanların nüfusunu da eklersek, buradaki can kayıplarının minimum bilançonun 150 bin kadar olması gerekir. Bu sayı maksimum, 500 bine kadar da çıkabilir. Bu çok gerçekçidir. Bunu şöyle açıklayacağım. Biliyorsunuz 1999’da Avcılar çok etkilendi, 1000 kişi denildi, ama 1000 kişi değil 273 kişi hayatını kaybetmişti. Avcılar bir yerleşim yeri değil, bir yazlık yeriydi. Dolayısıyla genellikle evler üç kattan oluşuyor, daha sonra üzerine kaçak katlar çıkılmış ve yapının statiği bunu kaldırmamıştır. Yapıların bazılarında yer kazanmak için kolonlar kesilmiştir. Bu tür zafiyetler depremin etkisinin normalden daha büyük olmasına neden oldu. Ayrıca zeminsel faktörler var. Avcılar bölgesi hasarlar nedeniyle diğer ilçelerin zafiyetlerine bakılmaksızın suçlu ilan edildi. Nasıl Veli Göçer depremde tek suçluysa, Avcılar da İstanbul’un tek sabıkalı yeri gibi görüldü. Hâlbuki Avcılar’daki yapı tipine ya da zeminine benzer yeraltı yapısı pek çok yerleşim alanında vardı. Bağcılar’da, Fatih’te, Eminönü’nün bir kısmı, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Silivri’ye doğru giden, biraz önce gösterdiğim dörtte birlik pay kısmı içerisinde önemli bir çürük zemin var zaten. 

Biliyorsunuz İstanbul’un nüfusu çok arttı. 1500’lü yıllardan itibaren. Şöyle söyleyeyim, İstanbul nüfusu 91 yılda yaklaşık 20 kat artmış, bu çok ciddi bir büyüme rakamı. Bu da afetlerde zarar görebilirliği otomatik olarak artırıyor, buna bir de kötü yönetimi eklerseniz, gayet tabii bilanço çok yüksek olabilir. 

Şimdi biraz önce söylediğimiz şeyi tekrar söylüyoruz. İstanbul ve çevresi geçmişe göre gelecek büyük depremlerden daha fazla etkilenecektir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin dört tane büyük senaryosu var, ben iki tanesini aldım. Bir tanesi M7,5 büyüklüğü, bir tanesi 7,7 büyüklüğü. Marmara çevresinin en kötü senaryosu 1509 depremidir, M7,7 büyüklüğünde depremde Marmara’nın baştanbaşa yırtılmıştır. Bu depremin enerjisi büyüktü. Bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediyesi birkaç senaryo hazırlamıştır. Ama bu senaryoda bina sayısı 750 bin, konut sayısı ise 3 milyon civarına, nüfusu da yaklaşık 9 milyona olarak hesaplanmıştır. Eksik hesaplanmış bu değerlere göre bile, 70 bin ilâ 90 bin arasında ölü sayısı ortaya çıkmıştır. 

Ben bunu gerçek değerlerle hesapladım, yani şimdiki nüfusa göre, bina sayısına ve konutlara göre. Bu sayı, ölü sayısı minimum 150 bin, maksimum 500 bine çıkabilir. Çünkü bunu 1509’la karşılaştırdığımızda, 1509’da ölen insan sayısı 5 bin, yıkılan bina sayısı 1000 dolayındadır. Aynı deprem meydana gelirse sonuç ne olurdu? Günümüzdeki yapı sayısı ve nüfusuyla karşılaştırdığınızda can kaybı 500 bine kadar çıkabiliyor. Dolayısıyla çok ciddi bir rakam, yönetilmesi gereken önemli bir afet olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bu arada tsunami tehlikesi de var. Hep tsunami konusunda uzman olmayan arkadaşlar da çok fazla laf sarf ediyorlar, ama ben şunu söyleyeyim. Endonezya’ya da gittim, uluslararası tsunami konusunda yayınları olan ekip arkadaşlarım da var, kendim de çalıştım ve dolayısıyla Türkiye’de tsunami çalışması yapanların mutlaka bizim yayınlarımızı referans vermesi gerekir. Bu çalışmalara dayanarak söylüyorum ki Marmara’da tsunami tehlikesi kesinlikle var. Tarihsel olarak 25 tane tsunami kaydı bulunmaktadır. Bu sayı daha da artabilir, çünkü kazılarla yenileri ortaya çıkabiliyor. Tarihsel olmayan, aletsel olmayan zamanlardaki kayıtları da bulmaya başladık. 

Karşı görüş olarak şu iddia ediliyor. Marmara’da tsunami olmaz, çünkü Kuzey Anadolu Fayı yanal akımlı bir faydır, yanal kayar. O yüzden düşey hareket yapmadığı için tsunami olmaz deniyor. Marmara içerisinde fayların açtığı çok derin çukurlar dikkate alınmıyor. Bu görüş doğru gibi görünüyor, ama bu çukurların yamaçlarında duran pekişmemiş çamurlar hiç dikkate alınmıyor, Deprem bu çamurları silkelediği zaman -6,5 büyüklüğündeki bir deprem bile silkeleyebilir- bu takdirde denizaltı heyelanı kaynaklı tsunamiler meydana gelebilir. Hatta yakın yerlerinde astronomik dalga yükseklikleri olabilir. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin tsunami konusunda 49 tane senaryosu bulunmaktadır. Bunu Japonlarla ve bizim arkadaşlarla birlikte yaptılar. Hangi kıyıya ne kadar zamanda kaç metre yüksekliğinde dalga ulaşır Bunlar hep konuşuldu, ama sakınım planlarında eksikler var. Sakınım planları üzerine çalışmak gerekir. 

Marmara’nın batısındaki 1912 depreminin oluştuğu fay ile doğusundaki 1999 depreminin fayı bulunmaktadır. İki deprem arasındaki kısım mutlaka deprem oluşturarak birleşecek ve bu konuda en kötü senaryo M7,7 büyüklüğündeki depremin oluşmasıdır. Bu hakikaten büyük bir deprem demektir. Bu büyüklük tam olarak üç tane (2.8 kat) Kocaeli depremine eşit enerji demektir. Ne yapılmalı? Deprem ve afet riskiyle karşı karşıyayız, bakın yukarıda açıklamaya çalıştığımız başka afetler de var, bunları gördük. Dolayısıyla afetlerin bir bütünsel yaklaşımla ele alınması gerekiyor.

Yıkıcı depremler sadece bizim ülkemizde değil, aynı zamanda diğer deprem kuşakları üzerinde yer alan gelişmiş ya da gelişmekte olan diğer ülkelerde de meydana gelmekte ve kayıplara neden olmaktadır. Aslında şehirlerin sığınabileceğimiz güvenli alanlar olması gerekir. Dirençli kentler oluşturmak için, amaç yeni binalar yapmak için değil, kentin hafızasını silmeden depreme dayanıklı yapılar inşa etmek olmalıdır. Tabii bu dönüşüm içerisinde jeolojik parametreleri dikkate etmiyorsanız, yani zeminin jeolojik yapısını ihmal ediyorsanız, mühendislik açıdan yapı ile zemin barışık olmaz ve çok ciddi yıkımlara neden olursunuz. Bu filmi biz Hatay-Kahramanmaraş depremlerinde görmüştük. 

Şehirlerdeki, kentlerdeki afetlerin çözüm yeri belediyelerdir. Yasa ve yönetmeliklerin uygulama yeri, sorumluluk organları belediyelerdir. Bu bakımdan belediyelerin teknik olarak daha da güçlendirilmesi gerekir. Çünkü çok çeşitli afetle karşı karşıyalar, tehlikelerin afete dönüşmemesi için sorumlulukları vardır, dolayısıyla çok sayıda uzmanları, güçlü bir teknik kadrosunun bulunması gerekir. Bu arada afet sigortası çok önemlidir, çünkü sigortalama konut sahiplerine geçici bir rahatlama getirir. Herkesin bu afete karşı sigorta yaptırması gerekir. Tabii son söz olarak şunu da ifade etmek gerekir ki, ama memleketteki yolsuzluk ve yoksulluk bitirilmeden afetlere çözüm bulmak mümkün değildir.

  • Binamı Depreme Karşı Nasıl Güçlendirebilirim?

  • Türkiye Deprem Riski Haritası Bize Ne Anlatıyor?